Asker
görüşü
14 Ekim tarihli New York Times Gazetesi'nde, ABD ordusunun entelektüel
merkezi sayılan Kansas'taki Fort Leavenworth'te subaylar arasında Irak savaşı
üzerinde serbestçe yapılan tartışmaları yansıtan çok ilginç bir yazı yayımlandı.
Merkezin amacının Amerikan ordusunu değişen savaş koşullarına adapte etmek ve
geçmişte işlenen hataların tekrarını önlemek olduğu anlaşılıyor.
Subaylar özellikle Napolyon'un savaş planlarını ve Vietnam Savaşı
sırasında vuku bulan My Lai katliamını inceliyorlarmış. Hatırlanacağı gibi, Mart
1968'de, Amerikan askerleri, My Lai Köyü'nde, çoğu kadın ve çocuk 400'den fazla
silahsız Vietnamlı sivili, her türlü işkence ve tecavüzden sonra katletmişler,
hatta cesetleri bile parçalamışlardı.
Vietnam travmasını geçirmiş bir ordunun bazı birimlerinin bu sefer Irak'ta insan
haklarını nasıl fütursuzca ihlal edebildiği tabii ayrıca incelenmesi gereken bir
konu.
* * *
New York Times'a göre Forth Leavenworth'teki tartışmaların odak noktası,
Irak savaşındaki hatalardan ordunun komuta kademelerinin ne oranda sorumlu
sayılabileceği olmuş. Bazıları başlıca sorumlunun eski Savunma Bakanı Donald
Rumsfeld olduğunda ısrar ederken, diğerleri Rumsfeld'in Irak'ı az
sayıda kuvvetle istila etmek kararına askeri liderlerin itiraz etmediklerini,
dolayısıyla sorumluluğu onların da paylaştıklarını ileri sürmüş.
O tarihte kuvvet kurmay başkanları arasında yalnızca Kara Kuvvetleri Kurmay
Başkanı, Irak'a Rumsfeld'in öngördüğünden birkaç misli fazla kuvvet sevk
edilmesi gerektiğini söylemiş, o da kısa zamanda kızağa çekilmiş. Leavenworth'te
söyleşiler yapan gazeteciler, subayların, Irak'taki çok yüksek can kayıpları
nedeniyle zaman zaman duygusal olabildiklerini ifade ediyorlar.
Bir subay, hissiyatını şöyle ifade etmiş: "Meslek hayatınız boyunca
askerlerin güvenliği konusunda endişe duyuyorsunuz, kendilerini nasıl korumaları
gerektiğini onlara öğretmeye çalışıyorsunuz, ondan sonra da 19 yaşında ölenler
için yapılan merasimlere katılıyorsunuz... Ve o anda yapılanın doğru olup
olmadığını düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz."
Leavenworth'te Yarbay Paul Yingling'in "Generallikte Başarısızlık"
başlıklı kitabı, okunması zorunlu kitaplar arasında. Bunda Yingling, "Bir
general, bir siyasi lider, milleti yetersiz imkánlarla savaşa sürüklerken sessiz
kalırsa aynı derecede suçludur" diyor. Generallerden bir kısmının emekli
olduktan sonra yönetimi eleştirmeleri ise genç subayları fazla etkilemiyor.
Onların kanaatince, bu generaller aktif görevde iken konuşma cesaretini
göstermeliydiler. Tartışmalarda bir subayın ne zaman sivil otoritenin emrine
karşı gelebileceğine de değinilmiş. Bir görüşe göre ordu mensupları kanunlara
veya ahlaka aykırı olmayan emirlere itaat etmek mecburiyetindedirler. Fakat
burada da kanunlara veya ahlaka aykırılığın nasıl tarif edileceği meselesi
ortaya çıkıyor.
Kritik bir soru daha sorulmuş: "Yeterli sayıda dört yıldızlı general itiraz
etseydi, savaş önlenebilir miydi?" Buna verilen yanıt çok çarpıcı: "Evet,
fakat buna darbe derler. Ne istediğimize karar vermeliyiz. Anayasamıza sahip mi
çıkacağız, yoksa yönetimin bir tasarrufu yüzünden onu ihlal mi edeceğiz?"
* * *
Irak savaşı daha bitmedi. 2003'ten beri 4 binden fazla Amerikan askeri öldü,
20 binden fazla da ağır yaralı var. Ölen Iraklıların sayısı belki 100 bine
yakın. 4 milyon Iraklı evlerini terk ederek ya Irak'ın başka bölgelerine veya
Suriye ve Ürdün'e sığındılar. Kuzey bölgesi hariç Irak ekonomisi çöktü.
Global terör arttı, Ortadoğu daha istikrasız hale geldi. Amerikalılar Irak'ı
daha çok tartışacaklar. İşin korkutucu tarafı, Vietnam deneyiminin ne kadar kısa
sürede belleklerden silindiğidir. Şimdi de Irak dramı bitmeden İran'a bir
saldırıdan söz ediliyor. Bu sefer generaller acaba seslerini yükseltirler mi?
Bir kriz, askeri müdahale veya savaş kötü yönetilirse sivil-asker ilişkileri
ister istemez daha karmaşık ve sorunlu oluyor. Hesap sormak dürtüsü güçleniyor.