1 Mart tezkeresinden bugüne
PKK terörünün tırmanması nedeniyle Kuzey Irak'a askeri müdahale opsiyonu
gündemdeki yerini korurken, 1 Mart 2003 tezkeresinin TBMM'ce reddedilmesinin bir
hata olup olmadığı tartışması da canlandı.
Tezkerenin Meclis'e sevk edilmesinden önce Amerikalılarla müzakereleri yürüten
heyetin başkanlığını yapan ve şimdi MHP'den aday gösterilen Büyükelçi
Deniz Bölükbaşı, geçen hafta CNN Türk'ün ve Habertürk'ün konuğu idi.
Bölükbaşı müzakerelerde elde edilmiş olan kazanımları gayet veciz bir
şekilde anlattı.
Hatırımda kaldığı kadarıyla, seksen kadar sayfa tutan mutabakat metinlerinin
Türkiye açısından avantajlarını belli başlı üç noktada topladı. Birincisi, Arap,
Türkmen ve Kürtlerin Irak'ın kurucu unsurları olduklarının belirtilmesiydi.
İkincisi, sınırın öbür tarafında, PKK'nın tehdit potansiyelinin yoğunlaştığı
20-25 kilometre genişliğinde bir şerit içinde, PKK ile mücadele yetkisine de
sahip 30 bin kadar Türk askerinin konuşlandırılması olacaktı.
Üçüncüsü ise Kürtlere verilecek silahlara ilişkindi. Bu silahların dağıtımında
ve operasyonlar bittikten sonra toplatılmasında Türkiye ve ABD askeri makamları
birlikte hareket edeceklerdi.
* * *
Tezkerenin kabul edilmesinin Türkiye'ye büyük yarar sağlayacağını
düşünenlerden biriydim. 1 Mart 2003 günü bu sütunda şunu yazmıştım:
"ABD politikası akıl rayından çıktığına göre her devletin artık kendi
çıkarlarını gözetmesinden başka çare yok. Bazıları, Almanya gibi ABD'ye ters
tavır takınmakla beraber, ülkesindeki üslerin kullanılmasına izin veriyor...
Yunanistan da üslerini açtı... Evet, akıl yolundan çıkan bir dev ise ona tamamen
ters düşmemek, onunla köprüleri atmamak akılcılığa daha yakın. Umarız, TBMM de
bugün jeopolitiğin Türkiye'ye dikte ettiği akılcı ve gerçekçi kararı alacaktır."
Meclis çeşitli nedenlerle tezkereyi reddetti. Oysa tezkere, Kuzey'de
Kerkük'ün petrol kaynaklarına da sahip bağımsız veya bağımsızlığa yakın bir Kürt
siyasi oluşumunu engellemek fırsatını ve o bölgede yuvalanmış PKK gruplarının
tasfiyesini sağlayabilecekti. Kürtler, ABD'nin vazgeçilmez müttefikleri haline
gelmeyeceklerdi.
Onlarla çok değişik bir politik denklem içinde meselelerimizi çözümlemek
fırsatını bulabilecektik. Arap ülkelerinin Türkiye karşısında cephe alacakları
kaygısı da yersizdi. ABD kuvvetleri, Güney'de Kuveyt üzerinden Irak'a girdiler.
Katar'da halen büyük bir karargáhları var.
Diğer Arap ülkeleri onları eleştirmiyorlar. Ne var ki, tarihin akışının o
zamanki algılamaya mutlaka uyacağını kesinlikle söylemek de mümkün değildir.
Tezkereyi kabul etseydik dahi ABD ile aramızda ihtilaflar çıkabilirdi, düş
kırıklığına uğrayabilirdik.
* * *
Bölükbaşı, CNN Türk programında Taha Akyol'un sorusuna cevaben, bu
defa politik kimliğine bürünerek, bugün Kuzey Irak'a askeri bir müdahalenin
zaruri olduğunu ifade etti. İşte bu konuda aynı düşüncede değilim.
Sebeplerini 26 Mayıs'taki yazımda belirtmiştim. Onları tekrarlayamayacağım.
Fakat, 2003'teki hatamızı tamir için, şimdi daha büyük bir hata yapmamızın,
beklediğimiz sonuçları vereceği çok şüpheli bir maceraya atılmamızın mantığını
anlamakta büyük güçlük çekiyorum.
Irak'a kapsamlı bir müdahale bugünden boyutunu öngöremeyeceğimiz siyasi, askeri
ve ekonomik bir bedel ödememizi gerektirecektir. Türkiye bunun altından yıllarca
kalkamaz.
ABD'nin Irak'a müdahalesinin terörizmi azaltmadığını, tersine çok daha fazla
artırdığını, Afganistan'da bile Taliban'ın yeniden başını kaldırdığını
unutmayalım. Başkalarının tecrübeleri yetmiyorsa, kendi tarihimizi hatırlayalım.
O da ders dolu değil mi?