ORTADOĞU ve BALKAN İNCELEMELERİ

 

VAKFI (0BİV)

 

 

 

DSA Grubu*

 

 

 

 

 

 

 

NO:48 Küreselleşme ve Güvenlik 1

 

 

 

 

 

30 Nisan 2007

 

 

 

KÜRESELLEŞME VE BİR GÜVENLİK ARAYIŞI

 

21.Yüzyılın başında, tek süper güçlü dünya, bir ikilemle karşı karşıya kalmaktadır. Dünya, ya ABD’nin öncülüğünde, demokratik düzen, ortak güvenlik ve serbest piyasa ekonomisi anlayışına dayalı tek merkezli bir küreselleşmeye gidecek veya dünya güç dengeleri, bölgesel liderlerine, örgütlenmelere ve rekabet ortamına sürüklenecektir. Üçüncü dünya kavramı artık tarihe karışmış olmakla, bu kez ezilen devletlerin baş kaldırısı ve uluslararası nitelik kazanan terörle mücadele söz konusudur. Sorunlu bir bölgede yer alan Türkiye’nin güvenlik politikalarının tespitinde de diğer devletlerinin konsept ve yaklaşımlarına göz önünde tutmak gerekli olabilecektir.

 

Bugün için ABD kendini Orta Doğu bataklığına sokmuş gözükmektedir. Irak’a yaptığı askeri müdahale beklenen sonucu vermediği gibi zamanla İran ve Suriye’ye de sıçrama tehlikesi mevcuttur. Bu arada Asya’da önemli gelişmeler görülmekte, Çin ve Hindistan yeni güç  merkezleri  olarak  siyaset  sahnesinde  yerlerini  almaktadır.  Eski

 

 

*Dış politika ve Savunma Araştırmaları Grubu: Başkan: İlter Türkmen, Büyükelçi(E)- Dışişleri Eski Bakanı, Bşk.Yrd. Salim Dervişoğlu Oramiral (E), Üyeler; Fahir Alaçam Büyükelçi (E), Cemil Şükrü Bozoğlu Tuğamiral (E), M. Doğan Hacipoğlu Tümamiral(E), Vahit Halefoğlu Büyükelçi(E) ve Dışişleri Eski Bakanı, Faik Melek Büyükelçi (E), Candemir Önhon Büyükelçi (E), Nahit Özgür Orgeneral (E) ve Büyükelçi (E), Güner Öztek Büyükelçi (E), Seyfettin Seymen Tümgeneral (E), Turgut Tülümen Büyükelçi (E), Aytaç Yalman Orgeneral(E), M. Süreyya Yüksel, Orgeneral(E)-Büyükelçi(E),

 

Adres: Kasap Veli Sokak No:10 34668 Üsküdar/İstanbul

Tel: 0216 553 41 58 Faks: 0216 310 82 42

Web: www.obiv.org.tr  e-mail: info@obiv.org.tr

 

 

Rus-İngiliz rekabeti sırasında anahtar ülke işlevini gören Afganistan’ın geleceği hâlâ belirsizdir. Soğuk savaşın ikinci süper gücü Rusya, dağılmanın yaralarını bir ölçüde sarmış olup petrol fiyatlarındaki artıştan yararlanarak, siyaset dünyasında ağırlığını yeniden hissettirmeye başlamıştır. ABD’nin Asya’da mevcut stratejik çıkarları, I. ve II. Dünya Savaşı öncesi Avrupa’da olanlardan çok daha fazladır. Zamanla yakın ilgisini bütün ağırlığıyla ortaya koyabilir. Öncelikle Çin ve Hindistan ile daha sıkı bağlar tesis etmeye yönelebilir.

 

Bugün için ABD’nin temel sıkıntısı Irak’ta düştüğü durumdan kaynaklanmaktadır. Askeri tertiplerle bir sonuca varılamıyacağı görülmüştür. Başarısızlık daha büyük sorunlara yol açabilir. Sünni bölgesi terörün odağı haline gelebilir, iç savaş ortamı komşu ülkelere sirayet edebilir, ABD’ne olan güven dibe vurabilir, infiratçı (izolasyonist) eğilim Amerikan kamu oyunda güç kazanabilir. Çözüm bulmak zordur. Irak’tan çekilmek ise daha da zordur. Direnişe son vermek amacıyla ABD kuvvetlerinin 5-10 yıl daha Irak’ta kalması beklenebilir. Irak’ta yerel yönetim duruma hâkim olursa 1-2 yıl içinde geri çekilme yeniden gündeme gelebilir. Koşulsuz çekilme herşeyden önce Irak’ı oluşturan halklara zarar verecektir.       

 

Öte yandan, ezilmişlik duygusuna kapılan kimi ülkelerdeki olumsuz gelişmeler; sonuçta, genelde Batı karşıtı, sert eğilimlere yol açmaktadır. Bu ülkelerin, kendi deyimleriyle silâhlı direnişçilere destek verdikleri ve imkân bulanların kitle imha silâhları geliştirmeye yöneldikleri görülmektedir. Bunu demokratik yönetim fikrini aşılayarak önlemek isteyen, başta ABD olmak üzere, Batılı ülkelerin müdahaleleri, esasen dış baskı ve müdahaleye hassas olan söz konusu ülkelerde, tam tersine, uç eğilimleri kuvvetlendirmektedir. Son yıllarda bu eğilimlere, El Kaide gibi, vatanı ve perde gerisindeki destekçileri meçhul, uluslararası teröre kilitlenmiş, gözü kara bir örgüt de eklenmiştir. Arap-İsrail ihtilâfının ürünü FKÖ ile Orta Doğu’da filiz bulup, zamanla çeşitli ülkelere değişik adlarla yayılan, çoğunun üyeleri Müslüman kökenli, Batı karşıtı eylemleriyle ünlü örgütler zihinlere medeniyetler arası çatışma fikrini sokmuş, Müslüman köktendincilik yeni tehdit olarak algılanır olmuştur. Bu bağlamda, Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslüman göçmenler birer terörist adayı olarak görülmeye başlanmıştır. Orta-Doğu’da demokratik yöntemlerin işbaşına getirilmesinin sorunlara çözüm getireceğini ileri sürenler vardır. Ancak bir yandan, demokrasinin bu yönde hiçbir geleneği ve sosyo-kültürel alt – yapısı bulunmayan toplumlarda yerleşmesinin zaman aldığı diğer yandan da muhafazakâr toplumlarda yapılan serbest seçimlerin beklenilenin tam tersi neticeler verdiği görülmektedir.

 

Yeni bir yaklaşım olarak, uluslararası kuruluşların çoğaltılması ve bunlar aracılığı ile dünyaya düzen verilmesi görüşü kimi Amerikan düşünürleri tarafından ortaya atılmaktadır. Tek taraflı girişimleriyle dünya çapında tenkitlere maruz kalan ABD yönetimi yakın müttefiklerinden destek aramaktadır. Bu da istişare mekanizmasına ağırlık verilmesini gerektirecektir. NATO ittifakı bu tür ihtiyaçları karşılayabilecek bir kuruluş olarak dikkati çekmektedir. Avrupa kurumlarının, AB dahil beklenen etkinliği gösterememiş olması, ABD siyasi çevrelerine NATO’yu ileri sürme olanağını vermiştir. Kuşkusuz, soğuk savaşı başarıyla atlatmış olsa dahi ittifakın yeni şartlara uyum sağlayacak şekilde reforma tâbi tutulması gerekebilir. Örneğin, mali yükün paylaşılması, kuvvet kullanımının meşrulaştırılması, ülkeler arasında çıkar örtüşmesini sağlayacak yeni pazarlıkların yapılması, ön istişarede bulunmadan kuvvet kullanımına gidilmemesi, veto hakkının yumuşatılması ilk akla gelen hususlardır.

 

Bütün bunlar yeni bir konsept içinde ele alınabilir. Amerikan düşünürleri buna “Büyük Strateji” adını vermektedir. Günümüze kadar, tehdide karşı hazırlık olarak, her devlet askeri önlemlerini alırken siyasi, ekonomik, sosyal, psikolojik ortamını da hazırlardı. Bugün ise, devletlerin bağımsız varlıklarını sürdürüp çıkarlarını  koruyabilmeleri için işbirliği halinde hareketleri söz konusudur. Geçmişte ulusal savunma tertipleri alınırken genelde tek bir tehdide karşı milli olanaklar kullanılır ve yöresel başarı aranırdı. Halbuki, küresel tehditlere karşı sonuç alabilmek için, ülkelerin kısıtlı olanaklarını aşan küresel bir stratejiye ihtiyaç duyulmaktadır. Soğuk savaş sırasında böyle bir strateji uygulanmıştır. Tek süper güçlü dönemin başında ABD de bu tarz bir stratejiyi kendi anlayışına göre uygulamaya koymuş olabilir. Ancak, Irak’ta karşılaşılan durum ve bunun etkilerinin geniş bir alana yayılması ihtimali, ayrıca bölgesel güç dağılımında kaydedilen değişiklikler, şimdi daha farklı bir stratejiye ihtiyaç göstermektedir.           

 

Soğuk savaş sonrası şartlar ABD’ni belki de tarihte görülmemiş ölçüde rakipsiz bırakmış bu da ABD dış politikasında tek yanlılığın ağır basmasına yol açmış ve başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, eski müttefikleri, artık bir tehdit de kalmayınca, ABD’nin üstlendiği dünya çapındaki sorumlulukları paylaşmaktan kaçınmıştır. İttifaklar istişareyi ve sorumluluğu paylaşmayı sağlayan kurumlardır. Bu kurumların geliştirilmesi yolu ile ABD’nin tek taraflı hareketlerinin frenlenmesi olasılığının ortaya çıkması beklenebilir.

 

ABD açısından en önemli sorun muhtemelen yükselen Çin olacaktır. ABD’deki genel kanı yeni bir gücün ortaya çıkmasının sıkıntı yaratacağıdır. Aksini düşünenler de vardır. Bunlara göre, Çin farklı bir ideoloji peşinde değildir. Yayılmacı bir politikası da olmamıştır. Gelişmesini, Batı usulü, piyasa ekonomisi şartlarına göre yürütmekte,  BM ve sair uluslararası örgütlerle işbirliği yapmaktadır. Bu nedenle, tehdit teşkil ettiğini ileri sürmek zordur. Ancak, kalkınmasını bugünkü şekliyle devam ettirdiği takdirde, yirmi yıl içinde Japonya’yı her yönden geride bırakacaktır. ABD ile çıkar çatışmasına girer mi, örneğin Taiwan, Güney Kore ve Japonya’ya karşı harekete geçebilir mi? Bunu şimdiden kestirmek zordur. İki gelişme dikkati çekmektedir. Çin 1990’lı yıllardan beri, büyük askeri yatırımlarda bulunmaktadır. Aynı zamanda, komşularına bir tehdit teşkil etmediği hususunda güvence vermektedir. Sonuçta komşu ülkeler Çin  gerçeğini kabul ederek onunla uyum halinde bir politika izlemeye başlarlar veya aralarında sonu nereye varacağı belli olmayan bir rekabet başlar. Ayrıca Çin’in ABD ve AB ile ilişkileri de üç ihtimali akla getirmektedir. Çin’in NATO ittifakı ülkeleriyle uyumlu bir politika izlemesi, Batı sistemi ile bütünleşmesi, Avrupa ile ABD’nin arasına nifak sokarak Batı’yı ikiye bölmeye çalışması.

 

ABD’nin üzerinde durduğu ikinci nokta, dini fanatizm ile kitle imha silâhlarının yayılmasının, birbirine bağlı veya ayrı olarak dünya barışını tehdit etmesidir.  Bunun uluslararası ilişkilerde bir karmaşa yaratacak boyutta olup olmadığı sorusu  farklı şekilde yanıtlanmaktadır. Bir görüşe göre, I. ve II. Dünya Savaşları ile Soğuk Savaşı takiben, IV.Dünya Savaşı başlamıştır. Müslüman fanatizm, canlı bomba olmaya hazır gönüllüler çıkarma yeteneğine sahip, bir milyarı aşkın inanırı bulunan güçlü bir dinden kaynaklanmaktadır. Bunu reddeden görüş ise, Müslümanların bir yöreye veya ulusa bağlı olduğunu, tehdidin bunlardan değil, toplumdan kopuk bireylerden geldiğini ileri sürmektedir. Aynı görüşe göre, Müslümanların büyük çoğunluğu ABD ve Batı karşıtı olmadığı gibi, modern yaşamı, özgürlüğü ve çağdaş medeniyetin icaplarını tercih etmektedir. Kuşkusuz Müslüman çevrelerin yaklaşımı çok daha farklıdır. Sömürgecilikle birlikte başlayan her türlü baskının altında ezilip ikinci sınıf toplum muamelesi gören Müslümanların savunmada olduğunu ileri süren çevrelere göre, medeniyetler arası çatışma tehdidini yaratan, tarihten gelen ayırımcı politikalarıyla Batı emperyalizmidir.

 

             Bu ikilem içinde çözüm, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğünü, hangi ırk, din ve mezhepten gelirse gelsin, insanlar arasında egemen kılmakta yatmaktadır. İdeolojik mücadeleden kaynaklanan soğuk savaş, Batı’nın savunduğu benzer bir anlayışın halklar üzerinde uyandırdığı olumlu imaj sayesinde kazanılabilmiştir. Yeni bir soğuk savaş da, farklı yaklaşımların insanlığı bölmesinin önlenmesiyle bertaraf edilebilir. BM ile yakın işbirliği halinde hareket edecek, hukuk eşitliği ve işbirliğine dayalı, NATO ittifakını temel alacak kıtalararası bir güvenlik tertibinin başarısı için çalışmak, güvenceli bir gelecek için en makul yol gibi gözükmektedir.

        

 

*

*              *